HEMEN OKU
Ekmekle Tanışma

Ekmekle Tanışma

Ben hatırlamıyorum ama bizimkiler öyle söylüyor. Bir gün arabayla bir yere gidiyormuşuz. Havada bulutlar varmış. E çocuğum tabi bir de. Telefon, internet hak getire. Dijital bir hayvan da beslemiyorum herhalde o zamanlar. Camdan dışarı bakıyormuşum. Hani her çocuk bir şeye benzetir ya bulutları. Bir araba, bir çiçek ya da daha büyük ihtimalle bir pandaya. Ben de tutmuşum spatulaya benzetmişim. İşte o gün demişler ki bu çocuk mutfağa meraklı olacak. Gülüp geçmişler. Halbuki bir sor bizimkinde bir sorun mu var, spatula ne alaka diye. Sormamışlar. Al sana, ekmekçi oldu çocuk.

Ben kadınların arasında büyüdüm. Ailenin tek yiğidi, kara yağız delikanlısı bendim. Çok faydasını gördüm. Mantı kapatma konusunda özel olarak eğitildim. Parmaklarım ufak ve teknik olduğundan hızlı ve bitirici dokunuşlar yapabiliyordum. Alana hızlı bir bakış atarak hangi mantı etsiz kalmış, hangisi yanlış kapanmış hemen tespit ediyordum. Ani müdahalelerle, kaynayan suda yaşanabilecek talihsizliklerin önüne geçiyordum. Küçük yaşta büyük sorumluluklar almıştım. Neyse ki üstesinden geliyordum.

Kuzenim Sevcan ile en çok mantıyı kim kapatacak yarışlarına sokularak rekabetçi yönüm de ortaya çıkarılmıştı. Kazandım mı kaybettim mi hatırlamıyorum ama önemli olan katılmaktı. Çünkü böylece mantılar hızlıca hazırlanabiliyordu. Bazen iş gücünüz suiistimal edilebilir, buna hazırlıklı olmanız gerek. Mantı dünyası acımasızdı. Kazanan her zaman kazan olurdu.

Yıllar geçti. Benim parmaklar büyüyünce mantı işinden el etek çektirildim. Bir varsınız, bir yoksunuz. İş dünyası işte. Ekmekle tanışmam da öyle kolay olmadı. Önce tatlıyla başladım. Üniversitedeyken bir pastacılık kursuna yazıldım. Baktım yaptıklarım seviliyor, hoşuma gitti. İtalyan mutfağına devam ettim. Hala baz olarak kullandığım faydalı bilgiler öğrendim. Yazın bir otelde kahvaltıya kek, börek yapmaya başladım. Dedim ben bu işi yaparım herhalde. Sonra ete merak sardım. Kısa bir kasap çıraklığı dönemi geçirdim. Ardından bir senelik bir turizm eğitimi ve sonrasında profesyonel aşçılık. Artık bu işi yapacaksam mutfaktan net şekilde anlamam gerekiyordu. Bunun farkındaydım. Çalıştıracağım aşçıya bağlı kalmak istemiyordum. Kontrol bende olmalıydı. İşler yolunda gitmediğinde ayrılmak mı istiyor? Beni yüz üstü bırakacak, işlerimi aksatacak durumlarla mı karşılaşacağım? Peki. Ceketimi verin. Plan buydu. Yatırımı kendime yaptım. Joker bendim.

Staj yaptığım dönemde ızgarada bulunduğum süreci değil, serviste garson olarak çalıştığım süreci daha çok sevmiştim. İnsanları gözlemlemekten hoşlanmıştım. İlk ağızdan reaksiyon alabilmeyi de. O dönemde Mutfakoloji’yi açtım. Ben oldum olası çok soru sorarım. Neden sonuç ilişkileri beni cezbeder. Mutfakta da bunu aradım. Mutfak bilimine ilgim oluştu. Bununla ilgili iki önemli kitabı kendimce çevirmeye ve yorumlamaya çalıştım. Aynı zaman diliminde bir restoranın sitesinde yemek yazıları yazıyor, askerden önceki sıkışık sürecimi geçirmeye çalışıyordum.

Açıkçası Mutfakoloji o dönemde pek ilgi görmedi. Daha açık olmak gerekirse ilgi görmedi. Hiç. Bazı günler siteye giren olmuyordu. Ben dahil. Sayaç bozuldu zannediyordum. Yine de yazmaya devam ettim. Anladım ki kimse mutfak bilimiyle ilgilenmiyor. Bari bunu insanların ilgilendikleri bir şeyle harmanlayayım dedim. Tariflerle. Öyle olunca biraz hareketlendi. Şimdiyse çok şükür, arayan buluyor.

O kadar mutfağa girmek istemesem de, restorancı olmakla ilgili yol alayım istesem de kimse beni tanımıyordu. Benim niteliklerime uyan bir pozisyon yoktu. Tek çarem mutfağa girmekti. Yeşillik ayıklayıp, davlumbaz silerek devam ettim. Dürüst olmak gerekirse -ki her zaman öyleyimdir- nefret ettim. Her gün. Ama işimi yapmak zorundaydım. Yaptım. Kazanımlarım olmadı mı? Oldu. Güzel insanlar tanıdım. Başka kapılar açıldı. O kapılardan birine girdim. Orada hem mutfakla ilişkili olup, hem mutfakta bilfiil çalışmadığım bir pozisyon buldum. Yemek maliyetlerini ve fiyatlandırmalarını yapıyordum. Kesinlikle daha iyiydi. Pek para kazanmıyordum ama geliştiğimi hissediyordum. Bu da aynı zamanda devam edebilmek için kendimi motive etme şeklimdi.

Ekşi mayalı ekmeği de orada öğrendim. Kantin’de. Şevket Usta’dan. Boş vakitlerimde yanına gidiyordum. İlgili olduğumu anlıyor, sorularımı yanıtlıyordu. Yapmayı denemem için teşvik ediyordu. Bunu her usta yapmaz. Sadece kendileri bilsin isterler. Halbuki bilgi paylaştıkça çoğalır. Paylaşan insanlar da kaybolmaz, büyür. O yüzden her ne kadar burayı okumayacağını tahmin etsem de, benim içimdeki ekmek tutkusunu ortaya çıkardığı için ona minnettar olduğumu söylemek isterim. Ve sayesinde yurtdışındaki önemli bir ekmek kursuna gittiğim Kantin’in sahibi Şemsa Hanım’a da. Kariyer yolumu aydınlattınız.

Kantin’in ekmeklerini severim. Böyle ekmek yapılabiliyor muymuş diyerek meraklandım zaten. İlk ekşi mayamı da o dönemde yetiştirmeye başladım. Sonra Tartine’in tarifiyle ikiye çıkardım. Zamanla değiştiler ve benim istediğim gibi çalışır hale geldiler. Şimdi ne zaman ekmek yapmak istesem, ikisinin karışımıyla yaparım.

Ekmek hakkında çok okudum, okuyorum. Yaptığım ekmeğin muadili sayılabilecek çok sayıda ekmek yedim. Farklı un, farklı su, farklı tuz, farklı derece, farklı fırın, farklı mayalandırma yöntemleri deneyerek onlarca ekmek denedim. Şimdi neredeyse her gün ekmek yapıyorum. Artık iyi ekmeğin nasıl olması gerektiğini biliyorum.

Geçenlerde Berkin, onlara birkaç sefer götürdüğüm ekmekleri çok sevdiklerini ve her hafta almak istediklerini söyledi. Neden internet üzerinden ekmeklerimi satmadığımı sordu. Bilmiyordum. Sonuçta kısıtlı bir kapasitem vardı. Her birini kendim yapıyordum ve seviyordum. Yaptıktan hemen sonra ayrılmak üzücü olabilirdi. Sonra düşündüm, nasılsa dükkan bulduğumda da ekmek yapıp satacaktım. Bu arayış sürecinde de elimden geldiğince başlayabilirdim. Hem ekmeğim daha çok insana ulaşmış olurdu, hem daha çok insanın fikrini alabilirdim, hem de daha çok insan gerçek ekmek yiyebilirdi. Kulağa hoş geliyordu. Böylece 29 Aralık günü 2014 yılının ilk ve son siparişini yolladım.

Şu andan itibaren de benim çocuklarla tanışmak isteyen, ne yaptığımı merak eden gerçek ekmek severler onlara ulaşabilecekler. Her birini sipariş eden kişi için özel olarak yapacağım. Doğal, sağlıklı ve katkısız bir şekilde. Aklınızda olsun.

İlgilenenler için mail adresim: ermanbanaekmekyap@gmail.com

Ben hatırlamıyorum ama bizimkiler öyle söylüyor. Bir gün arabayla bir yere gidiyormuşuz. Havada bulutlar varmış. E çocuğum tabi bir de. Telefon, internet hak getire. Dijital bir hayvan da beslemiyorum herhalde o zamanlar. Camdan dışarı bakıyormuşum. Hani her çocuk bir şeye benzetir ya bulutları. Bir araba, bir çiçek ya da daha büyük ihtimalle bir pandaya. Ben de tutmuşum spatulaya benzetmişim. İşte o gün demişler ki bu çocuk mutfağa meraklı olacak. Gülüp geçmişler. Halbuki bir sor bizimkinde bir sorun mu var, spatula ne alaka diye. Sormamışlar. Al sana, ekmekçi oldu çocuk. Ben kadınların arasında büyüdüm. Ailenin tek yiğidi, kara yağız delikanlısı bendim.…

Review Overview

User Rating: 4.14 ( 9 votes)
0

4 comments

  1. Çok etkilendim. Hemen guzel bir somun ekmeği Erman’ın fırın küreğinden almak, Heidi gibi kırlarda koşmak istedim. Erman bana ekmek yap! <3

  2. Sevgili Erman yazını okuyunca çok heyecanlandım,bir gün bir yerlerden haberini alacağımı biliyordum,yavaş yavaş,çok güzel, mutlu olacağın konuma geleceksin,buna yürekten inanıyorum,çünki işini seviyorsun,bu da başarmak demek,ben de o hünerli ellerinden ekmek isterim.Aileni tebrik ediyorum,sizler gibi harika gençler kazandırdılar bizlere,çok güzel haberlerini almak dileği ile hoşça kal,başarılar diliyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*