HEMEN OKU
Ekmekten Öncesi

Ekmekten Öncesi

Lisedeki öğretmenlerim mutlaka mühendis olmam gerektiğini söylüyordu. Bunun çok üstün zeka parıltıları gösterdiğim için olduğunu sanmıyorum. Göstermiyordum. Olmayan şeyleri gösteremezsiniz. Fen bölümünde çok fazla öğrenci yoktu. Aklım biraz başımda diye beni orada tutmak istiyorlardı sadece. Okulun puanı için. Biliyordum.

Bölüm değiştirme yapabilmek için size bir aylık bir süre veriyorlardı o zamanlar. Son güne kadar bekledim. Fen bölümünden eşit ağırlık bölümüne geçecektim. İkna etmem gereken çok kişi vardı. Fizik, kimya, biyoloji ile uğraşmayacaktım. Edebimle bitirecektim okulu. Mühendis olabileceğimi hiç sanmamıştım zaten. Şimdi düşünüyorum da nasıl böyle bir şey yapabilmişim? Böyle bir karar almak için son güne dek beklenir mi? Ya bir aksilik çıksaydı da bölüm değiştiremeseydim? Gençlik işte.

Eşit ağırlık bölümünde üniversite için pek bir tercihiniz kalmıyordu. Benim için ya işletme ya da iktisattı olabilecek olan. E dedim bari mühendisliğin ucundan döndüm, bari iktisat okuyayım, biraz daha komplike olur belki. İşte bu bir hataydı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, o zamanlar hafife aldığım işletme eğitiminin bana şu an çok daha faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Üniversitede iktisata iktisat da demiyorduk. Ekonomi diyorduk. Bu kulağa çok daha havalı geliyordu. Yaptığım tek şeyin sürekli türev integral alıp sıfıra eşitlemek olduğunu hatırlıyorum. Neden yaptığımızı bilmiyordum. Sanırım kimse bilmiyordu. 2’ye 3’e hasrettim. 0 ile 1 arasında geçiyordu dersler. Bazen eksi oluyordu. Yunan alfabesinden semboller ekliyorduk yanlarına. Çağatay bu işten çok iyi anlıyordu. Onun odasına gidip yaptıklarını izliyor, her zaman yaptığım gibi fazla ve gereksiz sorular sorarak onun çalışmasını engelliyordum. O ise bana tavsiyelerde bulunuyordu. Ne zaman sıkışırsan içler dışlar çarpımı yap diyordu. Hep unutuyordum. O unutmuyordu. Somut şeyler istiyorum diyordum. Sınavdan yüksek puan almak için gerçek hayata hiçbir katkısı olmayan işlemler yapmaktan usanmıştım. Ceketimi aldım ve çıktım.

İşte hikayenin tam bu noktasında okulu bırakmış ve hayallerinin peşinden koşmaya başlamış olmam gerekiyordu. Maalesef, ceketimle odama dönmüştüm. Sanırım ceket de değildi o. Olsa olsa bir monttu. Okulu seve seve bitirecektim. Bitirdim de. Hem de bir dönem erken.

Özel bir okula gidiyordum. Hiç istememiştim halbuki. Ama babam daha prestijli olduğu için beni illa oraya yollamak istiyordu. Belli ki bedelini ödemeye hazırdı. Babalar çocukları için çalışırlarmış. Öyle söylemişti bana. Pek içim rahat etmese de kabul ettim. Puanım parasız okulları da tutuyordu, neden para veriyorduk? İşi gücü ekonomi olması beklenen birinin sorgulaması gereken bir soruydu bu.

Üniversite 3. sınıfa geldiğimde bir ihtimal belirdi. Okulu bir dönem erken bitirme şansım vardı. Çünkü hiçbir dersten kalmamıştım. Yüksek notlar alamıyordum ama kalmıyordum da. Bir istikrar yakalamıştım fark etmeden. Bu şansımı kullandım ve okulu erken bitirdim. Böylece babam en azından bir dönem okula para vermek zorunda kalmayacaktı. Mantığım buydu. Bu da yaptığım ikinci büyük hata oldu. Öğrenci olmaktan daha güzel ne olabilirdi ki?

Babam okulu erken bitirdiğim için çok gururluydu ve herkese anlatıyordu. Onun için mutluydum. Okulu erken bitirdiğim için, okula vermesi gereken parayı bana vermek istediğini söyledi. Kurduğum mantık allak bullak olmuştu. Ben o daha az ödeme yapsın diye okulu erken bitirmiştim, o ise daha çok “yaa bizim oğlan okulu erken bitirdi” kısmıyla ilgileniyordu.

Şimdiki aklım olsa o parayı okula öder ve devam ederdim. Öyle bir şansım olmadı. En azından elimde tutabilseydim, şimdi kendime ekmek pişirmek için afili bir ekmek fırını alırdım. O da olmadı. Kur farkı paranın çoğunu eritti.

O zamanlar yüksek lisans yapmak modaydı. Ben ise hafiften tatlıya, el yapımı makarnaya meylediyordum. Pastacılık ve İtalyan mutfağı kurslarına gitmiştim. Böyle bir iş yapamaz mıyım acaba diye düşünüyordum. Ama dediğim gibi bir yüksek lisans fena olmazdı. Onu da hiç işime yaramayan diplomalarımın yanına koyabilirdim. Bu fırsat kaçmazdı.

Ben hiçbir zaman aşçı olmak istemedim. Bir restoranım olsun istedim hep, sürekli yemek pişirmek değil. Ama yine de, her işte olduğu gibi burada da işin mutfağından anlamak faydalı olurdu. Bu yüzden aşçılık eğitimi mantıklıydı. Yurtdışında böyle bir eğitime gitmenin anlamsız olduğunu düşündüm. Onun yerine turizm ve otel işletmeciliği yüksek lisansı yapabilir, böylece biraz sektör içine kayabilirdim.

Benim yurtdışında olduğum süre zarfında sterlin haddinden fazla bir yükseliş gösteriyordu. Babamın Türk parası olarak yolladığı paralar artık eskisi kadar sterlin etmiyordu. Ama bizim ev sahibi yine aynı kirayı istiyordu. Denklem bozulmuştu. İşte o noktada devreye, üniversiteyi erken bitirerek elde ettiğim para girdi. Kur farkı paranın çoğunu eritti. Geri kalanıyla da bir çanta almıştım sanıyorum. Kendime değil tabi. Tutarlı bir tutarsızlık içerisindeydim.

Yurtdışında anlamsız bulduğum aşçılık eğitimini ülke içinde tamamlayıp, stajı da aradan çıkarttıktan sonra askere gittim. Ben genelde olumsuz düşünen biriyimdir. Hep en kötüleri düşünürüm. Benim için aradığım kişinin telefonu bir saat boyunca açılmıyorsa, o kişi büyük ihtimalle büyük bir tehlikenin içerisindedir. Telefonun sessizde olma, yan odada şarj oluyor olma ihtimali aklımda büyük bir yer etmez. Zor bir durum. Anneme de muhtemelen doğuya gideceğimi söyledim kuralar açıklanmadan önce. Tüm tanıdıkların çocukları batıda güzel şehirlerde askerlik yapıyordu. Peki doğuda hiç kısa dönem asker yok muydu? Onlar kimin çocuğuydu? Onlardan biri de ben olabilirim dedim. Bana kızdı. İstanbul-Eskişehir-Ankara üçgeni içerisine düşmemi istiyordu. Ben ise arabayla teslim olabileceğim bir yere. Doğubayazıt çekmişim. Ağrı. Berkin aradı söyledi. Ben sisteme bile giremeden, sistem çoktan harekete geçmişti. Üçgen içine düşemedim. Üçgenin yanına birkaç dikdörtgen, biraz kare koyduğunuzda gidebiliyordunuz Doğubayazıt’a. Araba da gitmiyordu. Olumsuz düşünürsen başına hep olumsuz şeyler gelir sözüne inanıyordu annem. Doğuyu da benim kendi kendime çıkarttığımı söylüyordu. Belki de haklıydı. Asla bilemeyecektik.

Bu arada resimdeki ekmeği annem sulu boyayla yapmış. İlk ekmek denemesi. Geliştirecekmiş. Bence oldukça güzel. Bana ilham veriyor.

Sonuçta ölmedim. Bir daha hiç geri dönemeyeceğimi düşündüm elbet. Bu benim gibi biri için tutarlı bir düşünceydi. Döndüm de. O günden sonra hayatımın harika olacağını düşündüm. Olmadı.

İstediğim işleri bulamadım. Yapmak istediklerimi yapamadım. Sevmediğim işler yaptım. Oysa başkalarının hayalleri için kiralanmak yerine, kendi hayallerimin peşinden koşmak istiyordum. İşte tam o zamanlarda karşıma ekmek çıktı. Mutfakta hiçbir şeyi ekmek yapmak kadar sevmedim. Hiçbir yemeği hazırlamak için sabah 6’da uyanmadım. Hiçbiri beni onun kadar iyi hissettirmedi. Hiçbirinin kokusu onunki kadar güzel kokmuyordu. Hiçbirinin sesi onun kadar güzel seslenmiyordu bana. Fırından yeni çıkmış ekmeğin ellerime sinen kokusu gibi olsun istiyordum hayat. Bunun için bir şeyler yapmalıydım.

İçleri dışları çarptım.

Ekmeği buldum.

Lisedeki öğretmenlerim mutlaka mühendis olmam gerektiğini söylüyordu. Bunun çok üstün zeka parıltıları gösterdiğim için olduğunu sanmıyorum. Göstermiyordum. Olmayan şeyleri gösteremezsiniz. Fen bölümünde çok fazla öğrenci yoktu. Aklım biraz başımda diye beni orada tutmak istiyorlardı sadece. Okulun puanı için. Biliyordum. Bölüm değiştirme yapabilmek için size bir aylık bir süre veriyorlardı o zamanlar. Son güne kadar bekledim. Fen bölümünden eşit ağırlık bölümüne geçecektim. İkna etmem gereken çok kişi vardı. Fizik, kimya, biyoloji ile uğraşmayacaktım. Edebimle bitirecektim okulu. Mühendis olabileceğimi hiç sanmamıştım zaten. Şimdi düşünüyorum da nasıl böyle bir şey yapabilmişim? Böyle bir karar almak için son güne dek beklenir mi? Ya bir…

Review Overview

User Rating: 4.45 ( 13 votes)
0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*