HEMEN OKU
Etin Bir Başka Hali: Rozbif

Etin Bir Başka Hali: Rozbif

Hayatta hiç unutmadığım bazı anlar var. Bazen bir cümle, bazen bir bakış, bazen bir sahne zihnime mıhlanıyor. Yıllar geçiyor, onlar kalıyor. Size de öyle oluyor mu?

Ben küçükken, bulutlu havalarda güneşin doğmadığını sanırdım. Görmüyorum ya, yok işte. Bugün doğmak istememiş demek ki! Sonra bir gün, kuzenim Sevcan muhtemelen şu an hatırlamayacağı ama benim bugün bile hala aklımdaki açıklamayı yapmıştı bana. Ne de olsa benden üç yaş büyüktü. Bu da, üç yıllık ekstra hayat tecrübesine eşitti.

“Olur mu öyle şey! Güneş her gün doğuyor ama sen bulutların arkasında kaldığı için görmüyorsun. O hep orada.”

Wow! Benim yaşımdaki bir çocuk için bu açıklama dahiyane idi. Hiç göremesem de onun orada olduğunu bilmek, içimi fena halde rahatlatmıştı. Yani o aslında bizi hiç terk etmiyordu, bir yerlerde hep parıldıyordu.

Küçük Prens’teki bir cümleyi yıllar sonra tekrar okuduğunuzda bambaşka bir anlam kazanmıştır ya artık. Bu cümle için de aynısı oldu.

Bugün ne zaman içim sıkılsa, bunu düşünürüm.

Peki bunun tarifini vereceğim rozbif ile ne alakası var? Hiç. Hiçbir alakası yok. İç sıkıcı, bulutlu bu İstanbul gününde aklıma geldi sadece. Rozbife bağlamaya çalışmayacağım.

Aslında bu tarifi yapalı da baya oldu. Sanırım bir cumartesi günüydü. Bulutsuzdu. Kantin Bebek’ten zeytinli cevizli ekmek almıştım. Babam çok seviyor, illa gelirken getir diyor. Neyse ki artık ekşi mayalı ekmeğimi kendim yapmaya başladım da ekmek taşımacılığına ara verdim.

Eve geldim. Baktım dolapta kesilmemiş minik bir bonfile de var. Şartlar, ben fark bile etmeden rozbif yapımına son derece uygun hale gelivermiş.

Bu arada, ben bonfileyi asla kasaba kestirmem. Yalnızca temizletirim. Porsiyonlamasını kendim, ne zaman kullanacaksam o zaman yaparım. Sebebi şu. Eğer bonfileyi ya da herhangi bir eti kestirip saklamak isterseniz, etin havayla temas ettiği yüzey alanını da arttırmış olursunuz. Bu da etinizin daha çabuk bozulmasına neden olur.

Sanırım bu, yapılması en kolay et tariflerinden biri. Biraz deniz tuzu, biraz çekme karabiber, ince doğranmış biberiye ve taze dövülmüş kişniş tohumunu bir kaba alıp üzerine güzelce zeytinyağı gezdirdim ben. Farkındaysanız gram bile yok. O kadar yani.

Sonra da bonfilenin -ki kontrafile ile de olur, ki kontrafile de biftek demektir- dışını bu karışımla iyice kaplayıp önceden ısıttığım döküm tavada her tarafı iyice renk alacak şekilde pişirdim. Sonra da fırına. Verdim gitti.

Zaten adı üzerinde “roast beef”, yani rostolanmış et. Fırından alma süremiz etin kalınlığına göre değişir ama benim sevdiğim pişme ayarı, “ayy bu çok pembe, çiğ bu, ben bunu yemem, midem bulandı” ayarıdır. Bu aşamaya benim etle 10 dakika bile olmadan geldik. Siz keyfinize göre test edebilirsiniz.

Sonra ister soğuk, ister sıcak. İster kalın, ister ince dilim. İster tek başına, ister ekmeğin üzerine biraz taneli hardal, az roka, bol Parmesan ile de yiyebilir, ikram edebilir, hatta fotoğrafını çekip instagrama bile koyabilirsiniz.

Daha ne olsun!

Olmazsa Olmaz:

Rozbif; bonfile, tane karabiber, deniz tuzu, kişniş tohumu, biberiye, zeytinyağı.

Hayatta hiç unutmadığım bazı anlar var. Bazen bir cümle, bazen bir bakış, bazen bir sahne zihnime mıhlanıyor. Yıllar geçiyor, onlar kalıyor. Size de öyle oluyor mu? Ben küçükken, bulutlu havalarda güneşin doğmadığını sanırdım. Görmüyorum ya, yok işte. Bugün doğmak istememiş demek ki! Sonra bir gün, kuzenim Sevcan muhtemelen şu an hatırlamayacağı ama benim bugün bile hala aklımdaki açıklamayı yapmıştı bana. Ne de olsa benden üç yaş büyüktü. Bu da, üç yıllık ekstra hayat tecrübesine eşitti. "Olur mu öyle şey! Güneş her gün doğuyor ama sen bulutların arkasında kaldığı için görmüyorsun. O hep orada." Wow! Benim yaşımdaki bir çocuk için bu…

Review Overview

User Rating: Be the first one !
0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*