HEMEN OKU
Şampanya Patlarken

Şampanya Patlarken

Şampanya elindeydi. Sallamaya başladı.. Sanki salonda bulunan herkes gecenin başından beri bu anı bekliyordu. Mantarın müthiş bir basınç ve kendine has bir sesle havalanmasıyla başlayıp şişenin içindeki köpüklerin etrafa saçılmasıyla devam edecek bu gösteriye alkışlarla, bağırışlarla, yüzlerdeki gülücüklerle eşlik edeceklerdi. Sonra ince kadehlerine dökülen şampanyalarına bakıp şu an ne kadar mutlu olduklarını düşüneceklerdi. Hele bir de kadehe konulduğunda köpüğü hızla değil yavaşça çöküyor, içindeki baloncukları onu narin ve düzenli bir şekilde kabartıyorsa anlayacaklardı ki iyi kalitede bir şampanyaydı bu. Geçenlerde içtikleri o köpüğü hızla kaybolan, büyük baloncuklu şampanyadan farklı olacaktı. Gerçi onun da tadı fena değildi ama yine de düşük kalitede bir şampanya olmanın işaretlerini taşıyordu. En azından bu işten anlayanlar bunu kolayca fark edebilmişti.

O, şişeyi sallamaya devam ederken sessizleşmişti ortam. Yalnızca bir iki fısıltı bozuyordu bu sessizliği. Bu özel ana tanıklık etmeyi bekleyen iki kişi arasında geçen bir konuşmanın fısıltılarıydı bunlar. Yıllardan beri hep sorulan bir soruyu sormuştu biri. Az sonra patlayacak olan şampanya gerçekten şampanya mı yoksa köpüren şarap (sparkling wine) mıydı? Farkını bilmiyordu. Bildiği tek şey şampanyanın çok daha gösterişli ve pahalı olduğuydu. Diğeri biliyordu şampanyanın başlı başına bir tür olmadığını. O, köpüren şarap ailesinin en kaliteli mensubuydu. Her şampanya bir köpüren şaraptı aslında ama her köpüren şarap şampanya olamazdı. Fransa’nın Champagne bölgesinde, geleneksel ancak bir o kadar da maliyetli ve zahmetli bir teknik olan champenoise tekniğiyle üretilen özel köpüren şaraplara şampanya denebiliyordu sadece. Daha farklı bölgelerde, daha büyük miktarlarda ve seri tekniklerle, daha alt seviyede üzümler kullanılarak üretilenler ise köpüren şarap olarak piyasaya sürülüyordu. Haliyle herkesçe daha erişilebilir oluyordu. Şampanya bir lüks, bir gösteriş aracı iken köpüren şarap daha kendi halinde yaşıyordu.

Biraz daha salladı şampanyayı. İçeride biriken karbondioksitin yaratacağı basıncı en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyordu. Karbondioksit, şampanyanın fermantasyonu sırasında eklenen mayaların, üzümün içindeki şekeri tüketmesiyle salınarak şişenin içine doluyordu çünkü. Sıvının içerisinde çözünen bu gaz az sonra patlayacak olan mantarı ileri itecekti. Böylece şampanyaya popülerliğini kazandıran o eşşiz köpük de ortaya çıkacaktı. Yani karbondioksitin şişe içinde korunması şampanyanın kalitesi açısından önemliydi. Şarap uzmanları zaman geçtikçe şampanyanın içindeki gaz basıncının azaldığını söylüyorlardı. Bu yüzden, bu basıncı şişenin içinde saklama görevini üstlenen mantarın yapısı da öne çıkıyordu. Çünkü bilindiği üzere şarabın içine oksijen girmesi yani bir başka deyişle şarabın oksitlenmesi, lezzeti olumsuz yönde etkileyen bir faktördü. Bu, şampanya içinde geçerliydi. Uzmanlar, farklı boyutlardaki şampanya şişelerinin oksitlenme derecelerini incelemiş ve şişelere giren oksijen miktarlarının benzer olduğunu bulmuştu. Durum böyle olunca, magnum yani 1,5 litrelik şişe, 0,75 litrelik standart şişeye oranla daha az oksijen içermiş olmuştu. Bu da büyük şişede bulunan şampanyanın oksijenle daha az reaksiyon haline gireceğini ve böylece daha lezzetli kalabileceğini ortaya koymuştu. Bu incelemede sentetik mantarla kapatılan şişelerin ağaçtan yapılan mantar kullanılan şişelere oranla daha sağlam ve geçirmez olduğu gerçeği de bulunmuştu. Ayrıca, her ne kadar şarapların yatık olarak saklanması daha uygunsa -ki bunun nedeni şarapla temas halinde olan mantarın kurumayıp nemli kalması ve böylece şişenin girişini daha iyi kapayabilmesi- şampanyada böyle bir durum yoktu. Şampanyanın mantarının şeklini muhafaza etmesi patlama sırasındaki performansını olumlu yönde etkileyeceğinden şampanyalar genelde dik pozisyonda duruyordu.

Son kez salladıktan sonra emindi artık içerideki basınçtan. Elini mantarın alt kısmına koydu. Salondaki en sevmediği kişiyi aradı gözleri. Yanlışlıkla onun suratına patlatmak istedi mantarı. Sonra vazgeçti. Ortam nezihti. Buna gerek yoktu. Çekilin dedi önünde duranlara. Gözleri büyümüştü aynı onu merakla seyreden gözler gibi. Zaman gelmişti. Havalandı mantar o coşkulu sesiyle. Ardından köpürmeye başladı şampanya. Bu kez en sevdiği kişiyi aradı gözleri. İlk onun kadehini doldurmak istedi. Yüzünde başarmışlığın o mağrur ifadesi vardı şampanya kadehe dolarken. Mutluydular, mutluydu o, şampanya patlarken..

Şampanya elindeydi. Sallamaya başladı.. Sanki salonda bulunan herkes gecenin başından beri bu anı bekliyordu. Mantarın müthiş bir basınç ve kendine has bir sesle havalanmasıyla başlayıp şişenin içindeki köpüklerin etrafa saçılmasıyla devam edecek bu gösteriye alkışlarla, bağırışlarla, yüzlerdeki gülücüklerle eşlik edeceklerdi. Sonra ince kadehlerine dökülen şampanyalarına bakıp şu an ne kadar mutlu olduklarını düşüneceklerdi. Hele bir de kadehe konulduğunda köpüğü hızla değil yavaşça çöküyor, içindeki baloncukları onu narin ve düzenli bir şekilde kabartıyorsa anlayacaklardı ki iyi kalitede bir şampanyaydı bu. Geçenlerde içtikleri o köpüğü hızla kaybolan, büyük baloncuklu şampanyadan farklı olacaktı. Gerçi onun da tadı fena değildi ama yine de düşük…

Review Overview

User Rating: Be the first one !
0

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*